YOKTUM BİR KAÇ RESİMLE DÖNDÜM..

24 Temmuz 2016








OKUDUKLARI - 144- PİRUZE VE OĞULLARI SINAN AKYÜZ

31 Mayıs 2016


Bu hayatta her şeyin bir bedeli vardı. Büyük sevdaların bedeli büyük acılardı, büyük hırsların bedeli büyük kayıplardı, büyük umutların bedeli yalnızlık dolu uzun yıllardı. Ama her şeyden önemlisi masumiyetin de bedeli ağırdı, zalimliğin de...

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çareyle zincirlidir ötekine.


Bazı hikâyeler sadece onu anlatabilecek olanların başından geçer. Fakat pek azımız bunu yaşarken bilebilir. Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan Piruze için bir anda karanlığın en koyu noktasında bir ışık yükselmeye başlar, Amer!.. Oğlu Amer'i görmek, sarılmak, kokusunu içine çekmek... Sonra İmad... Daha sonra da Rami... Onca hasretle geçen hüzünlü yılların ardından Piruze için belki de hiç uyanmak istemeyeceği tatlı bir rüya başlıyordu...


BURADAYIM AMA ARA SIRA UĞRUYORUM.

28 Mayıs 2016


Sardunyam


Hiç durmayan boğazım:))


Kahvem...



Yağmur sonrası çiçegim..

OKUDUM - 143- PİRUZE ŞAMDA BİR TÜRK GELİNİ / SİNAN AKYÜZ

26 Mayıs 2016


Erkeklere 'Bu evde eksik oları sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.


Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.










OKUDUKLARIM-141- AŞKIN GÖZYAŞLARI ( MEVLANA)

13 Mayıs 2016



En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların habercileri, hızına yetişemiyordu gözyaşlarının. Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım. Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım.
"5 Aralık 1273; Mevlâna gördüğü rüya ile kan ter içinde uyanır. 
Şems’in seneler önce kaldığı odaya girer.
Taş duvarlar, tahta sedir, acem kilimi, odada her ne varsa hepsi Şems kokmaktadır.
Bakışları duvarda gezinir.
Senelerdir, hiçbir şeyin asılı olmadığı duvarda, bir levhayı fark eder.
Okur yazıyı, kopar çığlık, atar kendini avluya.
Karla kaplı taş zemine, yüzüstü düşüp bayılmıştır."

OKUDUKLARIM -140- KARA KEFEN.

05 Mayıs 2016


Gülçiçek Günel Tekin, Müslümanlaştırılan Ermeni kadınlarının dramını ele alırken, Türkiye’nin en tabu konularından birini daha deşiyor, otopsi masasına yatırıyor. 1915 travması yalnız Ermeniler açısından değil, Türkler ve Kürtler başta olmak üzere onlarla birlikte yaşamış olan tüm halk grupları açısından da geçerli ve etkileri hala devam etmekte.

Bu travmanın ele alınmayan grubu ise, karma köklere sahip ailelerin çocukları. Bu gerçeklik, bir aile sırrı olarak, bilinçlerinin en ücra köşelerinde bulunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

(*) Varter Tumacanyan, Elazığ?ın Kulveng köyünden, Zarure, Adana Hacun köyünden, Xezal Van?lı, Zero Kozluk?lu? Bu kadınların ortak yanı Ermeni olmaları, 1915 yılında yaşanan Ermeni tehcirinden kurtulmaları ve kendilerini kaçıran ya da kurtaran Kürt aşiret beyleri ile evlenmeleri?

Gülçiçek Günel Tekin?in ?Kara Kefen? adlı kitabı, bu olayları ?Müslümanlaştırılan Ermeni kadınların? hikâyelerini anlatarak açıklıyor. Topladığı gerçek öykülerdeki kadınların, genelde Kürt beyleri tarafından kaçırılan kadınlar olduğunu, aşiret beyleri ile İttihatçıların anlaştıklarını söyleyen Tekin, bizleri tarihin unutturulan gerçekleri ile yüzleştiriyor. Kaçırılan Ermeni kadınlar isteseler de istemeseler de bu kişilerle evlenmek zorunda bırakılmışlardı. Hayatta kalmak için başka şansları yoktu.

Yaşanılan büyük bir acı? İlk gençlik dönemlerinde köylerinden, ailelerinden koparılan, ailelerinin neredeyse tamamını yitiren bu kadınlar, hayatlarının geri kalan kısmını isimlerini, dillerini ve dinlerini değiştirerek yaşamak zorunda kalmışlar.

Acıları yüz çizgilerine yerleşmiş, gerçek kimliklerini gizleyerek yaşamışlar, kendileri gibi olan kadınları kardeş bellemişler, başka ülkelere kaçan akrabaları ile görüşemeden, kavuşamadan bu dünyadan göçmüşler.

Bütün yaşamları boyunca biriktirdikleri, kimseyle paylaşmadıkları acıları ölürken gün yüzüne çıkmış. Kimisi kara kefenle gömülmek istemiş, kimisi de hiç yıkanmadan gömülmek?

Dil ve asimilasyon politikaları üzerine çalışmaları bulunan Eğitimci-Yazar Gülçiçek Günel Tekin?in son kitabı Kara Kefen Belge Yayınlarından çıktı. ?Müslümanlaştırılan Ermeni Kadınların Dramı?nı anlatan Tekin, komşusu Şirin Tan?ın, annesine ilişkin anlattıklarından yola çıkarak, topladığı benzer hikayelerle oluşturmuş kitabını. İzmir, İstanbul, Mardin, Batman, Mersin illerini dolaşarak, çocuklarından, torunlarından bu kadınların hikayelerini dinlemiş.

Tekin?in en büyük üzüntüsü kadınların öykülerini kendilerinden dinleyememek olmuş. ?Ancak sorsaydım da anlatırlar mıydı bilemiyorum. Çünkü kendi çocuklarına bile ancak ölümlerine yakın anlatmaya başlamışlar ve şimdi hiçbirisi hayatta değil? diyor.

Tekin?in ebe annesi Zero da tehcirden kurtulan Ermeni bir kadın. Köyde neredeyse hemen herkesin doğumunda bulunan Zero, ?değer verilen kişi, nine? anlamında Sitto Zero diye çağrılırmış. Tekin çocukluk anılarında kalan günleri anlatıyor. ?O zaman için birilerine ?o Ermeni? diyorlardı ama Ermenilik nedir? O bilinçte değildik. Annem, Ermenilere sakın kötü laf etmeyin diye bizi sürekli uyarırdı. Halk, ebe olduğu, çok emek verdiği için Zero?ya saygı duyardı ama toplumda kendi kimliği sürekli aşağılanıyordu. Kadınlar buna şahit oluyor, kimliklerini gizlemek zorunda kalıyor. Kadınlar olarak kendi kültürümüzden dinimizden insanlarla evlendiğimizde bile bir sürü problemler yaşıyoruz. Evliliğin kendisi zor bir olay, bir de bu Ermeni kadınları düşünün.?

Acılar paylaşılmalı

Tekin?i en çok etkileyen ve kitabı yazmaya iten Şirin Tan?ın annesinin öyküsü olmuş. ?Bir kadın öylesine acı çekiyor ki ölmeden önce, ?bütün yaşamım acı dolu oldu, beni beyaz kefenle değil, kara kefenle gömün? diyor. Kadın ölümünden üç gün önce çocuğuna kefenini aldırtıyor. Ölüm döşeğinde yatağının tam karşısına astırı-yor. Ve üç gün boyunca ona bakıyor. Onunla gömülüyor?.

Kitabın yayınlanmasından sonra sık sık benzer hikaye-lerle karşılaşmış Gülçiçek Günel Tekin. ?İstanbul Kitap Fuarında yanıma gelen biri bana, ?kara kefenle gömülmekten daha acı olaylar olduğunu söyledi. Beni yıkamadan gömün diye vasiyet edenler var? dedi. Sonra kiminle karşılaşsam, ?Aaa benim de anneannem, benim yeğenimin de kayınvalidesi Ermeni idi? diyenler oldu. Bunlar gizleni-yor. Çocukları tarafından da gizleniyor haklı olarak.?

Bunların bilince çıkarılıp, tartışılmasının ve konuşulmasının bu kadınlardan özür dilemekten daha olumlu etkisinin olacağını düşündüğünü ifade eden Tekin, ?Kendileriyle olamasa bile çocukları ve torunlarıyla paylaşmak gerekiyor. Acı içinde ölen bu kadınların öykülerini bilmek ve tartışmak gerek. Bu kadınlar Rusya?ya Amerika?ya kaçıp kurtulan akrabaları ile de birlikte olamadı, göremedi. Bunlar arasında da bir köprü işlevi olu-nabilir? diyor.
(*) Kaynak: http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=45205

Kitabın Künyesi
Kara Kefen (Müslümanlaştırılan Ermeni Kadınların Dramı)
Gülçiçek Günel Tekin
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi
Yayına Hazırlayan : Attila Tuygan
Kapak Tasarımı : Alparslan Tuygan
İstanbul, 2008, 1. Basım

174 sayfa

TANITIM İNTERNETTEN ALINTIDIR.

İZLEDİKLERİM -71-

01 Mayıs 2016


BİRTANEM

Bu hikayede uzak bir köyde yaşayan bir çift üç yaşındaki oğullarının kaybolması ile suçluluk duygusu içinde yaşamaya başlarlar. Oğullarını ülkenin yarısını dolaşarak arasalarda bulamazlar. Artık onlar için bir dolandırıcının yalanı bile olsa, en ufak ümit kırıntısına tutunmaktadırlar.Umut onlara yaşam arzusu veren tek şeydir.


SALGIN

Şehir sularına karışan ne olduğu belirsiz zehirli bir madde, kasaba sakinlerini psikopat katillere dönüştürmüştür. Bunu fark eden yetkililer, kasabayı karantinaya almaya karar verirler.

OKUDUKLARIM -139- ÖLÜM ÖTESİNE KAÇIŞ..

27 Nisan 2016


1.Dünya Savaşı'nın kaos ortamında, Çar ordularının silahlarını ele geçiren Ermeni çeteleri, Doğu Anadolu'da terör estiriyordu. Iğdır ve yöresinde bulananlar kaçmak zorundaydılar. Kaçabilenler ise çok şanslıydılar!.. Çünkü, yakalananların akıbeti ya su kuyusunda boğulmak ya da tandır damında diri diri yanmaktı. Bu eserde, ailesi Ermeniler tarafından öldürülen Ekber'in, İran'a kaçış öyküsü anlatılmaktadır. Bu yolculuk, ölüm korkusu yaşarken, aşkın ılık nefesi ile soluk almaya çalışan birinin yolculuğudur. Korku, açlık ve aşk üçgeninde verdiği savaş, bazen dağların ıssız tepelerinde bazen de Ermeni saldırılarını önlemek için beklediği mevzîlerde devam eder. Öldürülen ailesinin intikamını alma fırsatı çıktığında ise, "merhamet" denizinde boğulan kahramanımız, savaşın çirkin yüzünü iç güzelliğinin yüceliğinde yıkayıp, temizler!.. Enver Paşa, Kemal Paşa, Sultan Galiyev, Mehmet Emin Resulzade ve diğer Türk büyüklerini hiç görmemiştir. Ama onların "Vatan" için çırpınışlarına yardım edememenin üzüntüsünü yaşar ve Türklerin "var oluş" savaşlarını yüreğinde hisseder!.. Tamamen gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazılan bu kitapta ki olaylar, tarih kronolojisi içerisinde aktarılmaya çalışılmıştır. Bu eserde Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı sıkıntılar, kıtlık yılları ve Ermenilerin Anadolu'da ve Azerbaycan'da yarattıkları travmanın küçük bir bölümü anlatılmıştır.

MUTLAKA OKUNMALI DİYORUM...